logo

ÇAĞIN NASIRLAŞMIŞ RUHU

Bilal Gürçay

Bilal Gürçay
bilalgurcay0@gmail.com

ÇAĞIN NASIRLAŞMIŞ RUHU

‘Ben insanın ruh, ruhun da tapınak olduğuna inanıyorum.   Bir başka deyişle insan ruhunda bir tapınak, insan ruhunun bir tapınak olduğuna inanıyorum.’[1]

Sezai Karakoç ruhu böyle tanımlıyor. Verilen bu tanımı idrak edebilmemiz için tapınağın mahiyetini ve tanımını bilmemiz gerekir.

Tapınak: Tanrı’ya ibadet etmek için yapılmış yapı, mabet, ibadethane.[2]                                             Buradan hareketle ruha tapınak kutsallığının atfedilmesini farklı cihetlerden yorumlayabiliriz. Mabetler yeryüzünün kutsaldır, dokunulamaz, tahrip edilemez, yakılamaz, yıkılmaz.  Ruh ki o mabetlerde ibadet eder kendini bulmak için. Kendini bulur kendinden geçmek için. Kendinden geçer kendine gelmek için. İnsanoğluna mabet yaptıran da mabut ettiren de ruhtur. Çünkü bedenin tapınağa ihtiyacı yoktur.

Ruhsuz insan mabedini yitirmiş bir inanç gibidir. Mabedini yitirmiş bir inanç ise mabudunu (varlık sebebini) yitirmiştir. Ruhunu yani varlığın t/özünü kavrayamamış insanlar ise sadece kuru kalabalık bir güruh olmaktan öteye geçemez.

Aslında çağımızın hastalığı insanın ruhunu yitirmesi ve bunun sonucunda kendini ihmal/imha ederek kendini bitirmesi. Bilginin ulaşılabilirliği ölçütünde bilginin değersizleştiğini, bilmek ile olmanın ayrıştığını, çağımızda bilgi sahibi ama bilge olamamış yani ‘Hikmet’ vasfının yitirmiş bir ‘Çağ körleşmesi’[3]nin yaşanmasına sebep olmuştur.

Nietzsche: ‘Çöl büyüyor… Vay çöllere gebe kalanın haline!’ aslında bu söz içinde yaşadığımız çağı oldukça iyi yansıtıyor. Ruhsuzluktan tüm insanlık adeta buz çölünde yol alıyor. Kimse farkında değil ama dünya ruhunu yavaş yavaş yitirmekte. İnsan bu evrenin ruhudur dolayısıyla insan aslında kendini tüketmekte. Ray Bradbury bir bilim kurgu kitabı olan Fahrenheit 451 kitabında insanların evlerinin salonlarına kocaman televizyonları yerleştirdiklerini ve kitaplara karşı bir savaş açıldığını, sokaklara dev reklam panolarının yerleştirdiklerini insanların artık o denli hızla/hazla hareket ettiğini bundan dolayı kendine sağır, kendine yabancı, yalnızlaşan ve ruhsuzlaşan insanlardan bahsediyor. Şuan yaşadığımız dönem içerisinde bunları görüyoruz. İnsan artık yarı makine halini alan yapay zekâ ve dijitalleşen dünyada yalnızlaşıyor. Ve dolayısıyla ‘Çöl büyüyor…’

     ‘Çağı tanıyamazsanız tanımlanırsınız. İçinde yaşadığımız çağ medya uygarlığının hükümranlığını sürdürdüğü çağdır. Araçların uygarlığı yani nicelin hükümranlığını sürdürdüğü, niteliğin sırra kadem bastığı araçların hükümranlığında amaçların yok olması, Batılıların Hâkimiyetini medya üzerinden devam ettirmesi…                                                                  

Seküler akıl, kalpsiz ve ruhsuzdur. Sadece epistemolojik olana kilitlendiği için sadece bilme çabasına odaklanır. Manayı kavrayamayan insanlar; zamanı ve mekânı aşamazlar.’[4]               

Biz yaklaşık 150-200 yıldır yönümüzü Batı dünyasına çevirdik. Kadim kültürümüzü, değerlerimizi göz ardı ettik. Aslında biz yabancılaşıyoruz neye mi? ‘Kendimize’. Bu yabancılaşma değerlerini, dinini, coğrafyasını inkâr etme şeklinde tezahür ediyor. Hakikat şu ki kendini inkâr eden toplumlar dünyaya evrensel cümleler kurmayı bir kenara bırakalım kendi varlıklarını dahi sürdüremezler. Kendimize yabancılaştıkça manayı yitirmeye başladık dolayısıyla koma halindeki bir hasta gibi uyandığında ilk olarak: Ben kimim? Ben buraya nasıl geldim? Bana ne oldu? Bu soruları sormakta ama hastalığa konan yanlış teşhisin tedavisi sonuç vermediği gibi hastalığı başka bir boyuta taşıyor.

 Bizim bu sorulara cevap aradığımız yerler de bizim kim olduğumuzu kendi konumlarına ve değerlerine göre cevaplıyor. Misal Türkiye için Ortadoğu ülkesi ifadesini kullanıyor. Kime göre, Neye göre? Çin ve Japonya için Uzakdoğu ifadesi kullanılıyor kime göre tabi ki ‘Batı’ya göre. Kendimizi böylece tanımlanmış buluruz ama bu tanım bize ait değil dolayısıyla kendimizi okuyamadığımız için çağı da okuyamayız ve başkalarının kavramlarıyla kendimizi tanıtma gibi bir acizlik içerisinde oluruz. ‘Aşağılık Kompleksi’ kavramı tam da burada oluşur. Bu aslında kendine yabancılaşmanın içsel tezahürünün dışa vurması/yansımasıdır. Aşağılık Kompleksi aslında bir çeşit psikolojik eziklik olarak da tanımlanabilir. Malcolm X’ i okuduğunuzda  ‘Beyaz Adam’ın aslında onları kendi kültürüne yabancılaştırdıklarını, saçlarının kesim şeklinin, giyinme tarzlarını ve hatta danslarını bile bu aşağılık kompleksi psikolojik dayatmasıyla onlara inkâr ettirdiklerini anlatıyor. Tüm kadim kavimlerin kültürüne savaş açmıştır Batı medeniyeti onları yok etmiştir. İnkaları Aztekleri yok ettiler. Çin’in ruhunu yok ettiler Çin artık kapitalizmin başkenti. Kapitalizme tek engel İslam dinidir onun için İslam’a ve Müslümanlara saldırıyorlar. Ve günümüzde insanlığa abı hayat sunabilecek, ruh verebilecek, insanların kültürüne, dinine, yaşamına müdahale etmeyecek yegâne medeniyet İslam Medeniyetidir ki tarih sayfaları bunları geçmişte kayıt altına almıştır.

Bilal Gürçay


[1] (Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Âmentüsü, I, s.8)

[2] (Kubbealtı Lügatı)

[3] (Yusuf Kaplan )

[4] (Futuhat-ı Medeniyye Yusuf Kaplan)                                                                                                                                                                                                  

Etiketler: » » » »
383 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

#

ÇAĞIN NASIRLAŞMIŞ RUHU” için 1 yorum

  1. Furkan Aydın : diyor ki:

    Yüreğinize sağlık Bilal Bey. Yine çok güzel bir yazı ile kalplerimize dokundunuz. Allah razı olsun sizlerden Allah ilminizi artırsın. Muğla halkı olarak sizleri çok seviyoruz yazılarınızın devamını bekliyoruz. Selametle.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Bir Diriliş Oluş Ve Varoluş Mevsimi Ramazan

    30 Nisan 2022 İslamiyet, Köşe Yazıları

    Bir Diriliş Oluş Ve Varoluş Mevsimi Ramazan ‘Oruç geldi, ondan bize ölümsüz bir şeyler katılacak demektir. Giderken, bizden de ona ölümsüzleşecek bir kaç şey katılmalı.’ Orucu böyle anlamak ve karşılamak büyük tahayyül seviyesine yani var olan kalıpları yıkarak bambaşka bir bakış geliştiren merhum Sezai Karakoç’a rahmet ve selam olsun. Oruç o gizemli söz iftarların sahurların teravihlerin hayatımıza girdiği renk cümbüşü oradan metafiziği aşkın söz metafizik ahenk. Samanyolunda seyahat zamanı ve mekânı aşkın ilahi atmosfer. UZAKLAŞA...
  • Gölgesini Gıdıklayan Çocuk

    20 Mart 2022 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Gölgesini Gıdıklayan Çocuk                                                                                       &nb...
  • KIYAMA KALKMA VAKTİ

    01 Mart 2021 Köşe Yazıları

    KIYAMA KALKMA VAKTİŞöyle bir hesabı Genel Başkan Yardımcımız ve Teşkilat Başkanımız Erkan Kandemir yapmış olabilir mi bilmiyorum. Aslında merak etmiyor değilim. Yaptıysa teşkilatını tanıyor diyebilirim. Ya yapmadıysa. .81 il, 973 ilçe, 42184 mahalle, 18290 köy, 23923 kasaba veya birimde teşkilatlı olan tek parti Ak Parti.81 İl Başkanı,İl Delege sayısı 48600İlçe delege sayısı 389200Köy+mahalle+belde : 84397İlçe yönetim kurulları :30000İlçe Kadın kolları:  30000İlçe gençlik kolları : 30000İl yönetim kurulları : 12000İl kadın kolları.  ...
  • KONGRENİN ARDINDAN 3

    12 Şubat 2021 Köşe Yazıları

    KONGRENİN ARDINDAN 3 Dostlarımızla konuşuyoruz her yerden. Her yerde aynı şekilde tutumlar oluyor mu diye. Bir çok yerde aday olmak isteyenler çıkmış. Bir çoğunu genel merkez tek tek aramış, sormuş,  soruşturmuş. Hatta bazılarını birden fazla kere genel merkeze çağırmış.  Olmuş veya olmamış. Lakin dikkate alınmış. Kaale alınmış. Hiç bir yerde il başkan adaylarının dinlenmemesi gibi bir durum belirten olmadı. Muğla hariç.Muğlada ise son iki gün adayları dinlemek yerine farklı uğraşlar içine girildi. Mesela önce delegeler aranmış. S...